27 Şubat 2016 Cumartesi



 

  GEYİK KOŞUSU- 28K- 21 ŞUBAT 2016

 

Bir Pazar sabahı geyik parkurunda koşacak olan ben, cumartesi gecesi yağan yağmuru gördüğümde beni bekleyen süprizi hissettim. Hayatta her zaman ideal şartlarda koşmak yoktu, olmayacaktı. Çamurla derinlemesine tanışmam böyle başlayacaktı işte. Pazar sabahı ormana girdiğimde ilk baktığım yer yerler oldu. Artık emin olmuştum. Bu kaçınılmazdı.
Patika koşularına girişimim geyik ile olmuştu, geyik ile devam ediyordu. Doğayla iç içe koşmak ayrı bir duygu ve felsefe olmuştu geçen sefer. Parkuru koşarken bir yandan da yoğun bir şekilde hissetmek, klasik bildiğimiz asfalt koşularında pek olan bir şey değildi benim için. İlk seferin ilk tecrübe olması ve odaklanacak birçok şeyin olması beni daha bilinçli deneyimlemek adına yine katılmaya zorladı. Son zamanlarda tek saplantım halini almış olan koşularım artık klasik pistlerden, beton yığınlarından kaçma planları üzerine kuruluydu. Her ne kadar eforun ve fiziksel tükenmenin verdiği acılar ve deşarj hissi kısmen iyi gelse de, sanki tam olamayan bir şeyler vardı.
Yarış 14km lik parkurda 2 turdan oluşuyordu. Taktiksel anlamda tek düşüncem ve hedefim 14km yarışçıları start ı öncesi ilk turu atabilmekti. Bunun harici kendimi parkura bırakıp düşüncelere dalacaktım. Start her zamanki gibi tam vaktinde 09:10 da verildi. Ortalama bir tempo ile başladım. Daha önceden deneyimlemek gerçekten önemliydi. Bekleyen zorlukları ve püf noktaları bilebilmek… Bu kez beklenmeyen şey ise biraz ilerledikten sonra kendini belli eden su birikintileri ve çamurdu. Önce kaçamak bazı hamleler denedim herkes gibi. Sonra kaçınılmaz bir ıslanma ve çamura batmadan sonra umursamamaya başladım. Mücadele başlıyordu. Bir süre sonra aslında en önemli şeyin çamur değil de inişlerden sağ çıkabilmek olduğunu fark edecektim. Çamur, ayakkabılar her ne kadar tutunma üzerine üretilmiş olsa da, tüm tabanı kaplamış ve bir buz pateni pistindeymişim hissini bana yaşatıyordu. En azından o an bana öyle geliyordu. Düşen ve kayan diğer yarışmacıları gördükçe daha dikkatli olmaya çalışıyordum. Bana hiç de mümkün gibi görünmüyordu.
Parkurun ilk km lerinde olan tırmanış nefes ve nabız düzenini bir miktar sarsıyor sonra nispeten daha yumuşak olan kısımlar son bir kırıcı yokuş ile kabaca devam ediyordu. İlk turda tırmanış sonrası toparlanmam geçen sefere göre daha kolay oldu. Her ne kadar kendimi iyi hissetsem de ikinci bir tur daha olduğu gerçeğini kendime hatırlatmaya çalışıyor bir yandan çamurla mücadele edip bir yandan da kontrollü olmaya gayret ediyordum. Geçen sefere göre daha hızlı olduğumu hissediyordum. Tek merak ettiğim bunu ne kadar koruyabileceğimdi. Çamurdan biraz daha bahsetmek gerekirse, adeta çamurla kaplanmış durumdaydım. Bunun farkına özellikle ikinci tırmanışta zemine tutunamayan zavallı ayaklarım bana anlatıyordu. Çaresiz parkur dışında çamur olmayan herhangi bir yere basarak tırmanmaya çabaladım. 




İkinci tura başladığımda start verilmemişti. Biraz su içip olabildiğince ilerlemeye çabaladım. Biraz çamurun etkisi biraz da yorgunluk birikimi etkisini özellikle tırmanışta göstermeye başladı. Tırmanışları bu yarışta koşmak yerine daima hızlı bir yürüyüş temposu ile tırmandım. Buna kendimi alıştırmam daha uzun yarışlarda işime yarayacak düşüncesindeydim. İlk izlenimlerim ise daha yolun çok başında olduğumdu. Toparlanma sürelerim belirgin ölçüde uzamaya, çamurla kaplı ayaklarım gittikçe ağırlaşmaya başlamıştı. Çamur yorgunluğa, yorgunluk acıya, acı ise negatifliklere dönüşüp zihinsel anlamda mücadeleye dönmüştü. Savunma olarak yaptığım ise görmezden gelmek oldu, önce müzikleri değiştirdim, sonra parkurun güzelliğini düşündüm, sonra hayatımda güzel giden şeyleri düşündüm, pek bir şey aklıma gelmeyince olumsuzlukları düşünüp bunların fiziksel durumumun yanında ne kadar da minik, kolay şeyler olduğunu düşündüm. Düşünceler zihnimi ancak son tırmanışta terk edip o ana tekrar odaklandı. Son bir gayret ve mücadele sonrasında artık neredeyse özgürdüm. Geriye kalan kmlerde ise elimde kalan ne varsa ortaya döküp hızlanmaya çalıştım.

bitirmeye doğru


Yarışı bitiriş sürem bu kez 02:40:42 idi. Geçen sefere göre zamanımı biraz olsun geliştirebilmiş, tükenmemiş fakat çamurlu bir biçimde bitirebilmiştim. Bana göre her şeyden önemlisi, doğayla kavga etmeyi değil; durumu, şartları kabullenip, bunlarla birlikte yarışmayı ve bitirebilmeyi öğrenmiştim.

mücadelenin özeti


 



18 Aralık 2015 Cuma

GEYİK KOŞUSU - 28K



''Yarışın meşhur ikinci yokuşunu tırmanmaya başlamıştım. Daha ilk turda olduğumdan ilk karşılaşmamdı kendisiyle. Koşmayı bırakmış seri bir biçimde tırmanmaya bir yandan da çamur içinde kaymamaya çalışıyordum. En dik kısımlarla boğuşurken sağ tarafta sarı bir tabelada 'Bırakmayı düşündüğün an, neden başladığını hatırla' yazıyordu. Sebepsiz gülümsedim, o an düşünemedim, daha bir tur daha vardı..''

13 Aralık Pazar günü sabah 9 da başlayacak olan Belgrad Ormanı Geyik Koşuları 28 km de yer alacaktım. Artık geleneksel bir hale gelmiş bir yarıştı. Benim açımdan ise önemi büyüktü. Evet, ilk defa Geyik Koşuları nda koşacak olmam bir yana, koşacağım ilk patika yarışı olacaktı. Asfalttan uzaklaşmış olmak sevindiriciydi. Tatlı bir kaygı duyuyordum. Mevsim olabildiğince soğuyordu. Şanslıydım, yağmur yağmayacaktı, kar da henüz gelmemişti. Soğuktu sadece, biraz da ıslak..


Geyik Koşusu 14km lik parkuru

Geyik Koşusu 14km parkuru eğim

Yarışı organize eden Macera Akademisine güvenim tamdı. İznik Ultra yı da düzenlediklerinden, koşan kişiler tarafından yönetildiklerinden, yarış sonunda mükemmel ayrılmama sebep olacaklardı.
Parkur 14km likti. 28 km koşanlar 2 tur atacaktı. Bunun harici 14k ve 4k kategorileri ayrıca minikler için Bambi koşusu vardı. Eğim grafiğinde de görüldüğü üzere 2 minik tırmanış belirgindi. Nefes ve nabız bozan da bunlar olacaktı.

Belgrad Ormanı na ulaştığımda burasının bu iş için biçilmiş kaftan olduğunu düşüdüm. Hava soğuktu. Yarışa yarım saat kala yarış modunda giyindim. Yedek ayakkabılarımı çıkarıp yarış için aldıklarımı giydim. Her ne kadar asla ilk defanız yarışta olmasın deseler de, fırsat ve zaman bulamamıştım. Patika ayakkabımı bir gün önce almıştım. Bana güven veren Merrell All Out Charge ile yarışacaktım. Yarış her açıdan ilk olmaya devam ediyordu. 

Orman iki gün önce yağan hafif yağmurun etkisi ile kuru değildi. Çamur içinde de sayılmazdı ama kışa özgü bir ıslaklık, kayganlık ve soğuk vardı. Bu sebeple yarış için ve dönüş için düşünerek eşya almıştım yanıma. Bu plana dönüş için yedek ayakkabı dahildi. Son yarım saat çantamı vestiyere bırakıp ısınmaya başlamıştım. İlk izlenimlerim güzeldi. Ayakkabılarımla mutluydum :) 
Yarışta 7.km de su, 14.km de su ve atıştırmalık, 21.km de yine su, 28.km finish de ise ikramlar planlanmıştı. Yanıma ekstra birkaç jel alıp yarışa başlayacaktım sadece.

2.Turun başlarındayken


Start tam 9 da verildi ve 100 civarı kişi ile koşturmaya başladım. Ön gruplara tutunmaya çalışarak tempolu bir çıkış yaptım. Ön grupta olmasam da tempoma uygun bir grubu takip etmeye başladım. Zemin farklıydı. Asfalttan başlıca iki farkı vardı. İşaretleri takip etmeliydiniz. Aynı zamanda da zemini takip etmeliydiniz. Bastığınız her nokta her an size süpriz yapabilirdi. Bazen hafif kayabilir bazen minik bir tümsekten zıplamanız gerekebilirdi. Bu sebepten ayakkabı ciddi anlamda önemliydi.

İlk kez katıldığım bir yarışta iki tur olduğundan en azından ilk turu tanıma keşif amaçlı atmak akıllıca olandı. Ama şimdi düşündüğümde start büyüsüne kapılıp biraz hızlı çıktığımı kabul ediyorum. İlk ciddi yokuşa yaklaşık 2.5.km civarı ulaştığımda insanlar yürüyerek tırmanıyordu. Fırsat olarak düşünüp koşarak çıktım. Bende yarattığı nefes ve nabız düzensizliği pek iç açıcı olmadı. Her çıkışın bir inişi vardı. Bir anda kendimi su birikintilerinin üzerinden atlarken, çamurdan kaçarken, bazen ormanının dibine inip derelerden zıplarken bazen de tekrar minik tırmanışlar yaparken buldum. Manzara büyüleyiciydi, keyfim yerine gelmişti. Nefes ve nabzım oldukça düzensizdi ama umursamayıp ordan oraya zıplıyordum. En sonunda ormandan çıkıp stabil bir yola çıktığımızda biraz soluklanarak kontrollü gitmeye başlamıştım. Başlarda yarattığım düzensizliğin kelebek etkisiyle beni ikinci turda ne hale sokacağını merak ederek devam ettim.


İnişlerde biraz hızlanabilmiştim, kaymadığımı gördükçe biraz daha riskli inişler denemiştim. Bir yandan ayakkabıları test ediyor bir yandan da ilk patika yarışımı koşuyordum. Herşey yolunda gibiydi ilk tur için. 7.km de su istasyonunda durup su içip devam ettim. Parkurda arada sırada devrilen ağaçların üzerinden atlamanız gerekiyordu. Bir tanesi kocaman olduğundan üzerinde zıplamak yerine tırmanarak, bir miktar destek ile geçmeniz gerekiyordu. Gölet çevresinde olan kısımlara geldiğimde parkur büyüleyici hal almıştı. Tek kişinin geçebileceği kadar dar bir patikada koşuşturuyor bir yandan da göle bakıyordum. 

Parkurun ikinci meşhur yokuşu iki bölümden oluşuyordu. İlki bitti sandığınızda biraz ilerde diğeri daha dik biçimde sizi karşılıyordu. Bu kez çılgınlığa yer yoktu. Yürüyerek seri tırmanmaya başladım. Daha az yıpratıcı ve denge bozucuydu. Dik kısımda kaymayan bölümler arayarak tırmanırken sarı tabela neden başladığımı hatırlamamı söylüyordu. O an duyduğum ise insanların oflayıp puflayarak tırmanmalarıydı. Tırmanış bittiğinde minik bir toparlanış koşusundan sonra tempoyu iyice arttırdım. Bu kez inişte biraz daha kendime güvenir olmuştum. Yarışın başında daha ürkek inerken şimdi yokuş aşağı koşuyordum. Bütün dikkatim zemindeydi. Bazen minik çukurlardan atlarken bazen zikzak çizerek gidiyordum. Epey keyif almaya başlamıştım. İlk tur bitmek üzereydi.

Her tırmanışın bir inişi vardır

İlk turun bitişini haber veren gürültü aşağıdan geliyordu. Start noktası aşağıdaydı. Kıvrıla kıvrıla giden patikadan aşağı inerken görebiliyordum. 14k ların startı bu esnada verilmek üzereydi. Mola noktasında durdum ve bişeyler atıştırıp kendime bir dakika ayırdım, su içtim. Belki devam etmeliydim, 14k yarışmacılarının kalabalığıyla uğraşmak zorunda kalacaktım. Fakat bi yandan da depoları doldurmak gerekiyordu. Hızlıca ayrılıp 14k koşucularının arasına daldım. Olabildiğinde kalabalıktan sıyrılmaya çalıştım fakat onlar da benim gibi ürkek başlamışlardı. Dar patikalarda çok hızlanamadım. İlk yokuşta  artık yürümeye hemen başlayıp daha kontrollü tırmandım. İniş kısmında biraz daha yavaş gidiyordum önümde bir 14k konvoyu vardı. Yol genişledikçe solluyordum. Parkurun düz yol kısmına geldiğimizde yorgunluk belirtileri kendini hissettirmeye başlamıştı.

Düz yolda olmama rağmen yavaşladım. Kelebek etkisi yapacağını yapıyordu. Biraz müzik değiştirip ritme dönmeye çalıştım, sonra iş gittikçe mücadele haline gelmeye başladı. Ne kadar kaldığını düşünmeye başladım. En azından ilk su istasyonuna az kalmıştı. Orda su içerdim biraz da dururdum. Beynim ve vücudum durmam için mantıklı sebepler sıralamaya başlamıştı.

Su istasyonunda durup su içtim. Saatime baktığımda kabaca 2 saat 45 dk da bitireceğimi düşündüm. Yola çıktığımda gözümde büyüyen ikinci tırmanışı düşünerek ilerledim. Bir yandan da işte patika bu, başıma aylar sonra daha büyük ve daha zorlusu gelicek diye düşünüyordum. Bunları düşünürken patika da antreman yapmamanın eksiklerini düşünüyordum. İkinci tırmanış zorluydu. Çamur artmıştı, kaygandı. Olabildiğince hızlı çıkmaya çalıştım. Etkisi nefes kesici oldu. Son 4 km kaldığında artık bitişin kokusunu alabiliyordum. Biraz da olsa canlanmıştım. Son iniş kısmını son sürat yine keyifle inmeye odaklanarak yokuş aşağı koşturmaya başladım. 

Son adımlarımı atarken

Ve finish! 02:44:40 ile bitirmiştim 28 km lik parkuru... Bitiş çok düzenliydi. Hemen şeritler ile atıştırmalıklar kısmına yönlendiriliyordunuz. Tuzlu kısmında biraz cips, sonra tatlı kısmından bir parça snickers derken portakal parçaları, muz....... Bir anda ortalık şenliğe dönmüştü. Kendime bir açık büfe misali öğün oluşturdum ve bir köşe bulup hem soluklandım hem de tadını çıkardım. Organizasyon düzenli ve düşünceliydi. Sonuç ekranında derecemi kontrol ettiğimde yaş grubumda 2. olduğumu gördüm. Bu da kürsüye çıkacağım anlamına geliyordu. 16 24 yaş grubunda sadece 5 kişi katılmıştı. Büyük birşey olmasa da ödül töreninde yer almak çifte madalya ile eve dönmek hoş olacaktı.

Genel klasmanda 28.ydim. İlk patika yarışı için fena değildi. Plansızlıklar, acemilikler, biraz da ilkler derken altından kalkabilmiştim. Bir hayli çamurlanmıştım. Ödül töreninden sonra üzerimi değiştirdim. Patika koşularının daha ferahlatıcı bir tarafı vardı. Hem koşuyor hem de doğaya şaşırıyordunuz. Bazen de kendimi adeta bir rüya ya da filmdeymişim gibi hissediyordum. Bir yandan mücadele etmek bir yandan da patika ile yol ile doğa ile büyülenmek, sanırım beni diğer herkesten mutlu etmişti. Rutinleri içinde boğulan yaşantımızdan o esnada kopmuştum, diğer herkesten farklıydım ve mutluydum. Böylesine teslim olmuş bir ruh hali ile koşmak benim için yeni bir sayfa oldu. Niceleri için koşturmam dileğiyle....



17 Kasım 2015 Salı

 

2015 VODAFONE İSTANBUL MARATONU



'The marathon always starts after 30K. That's where the problems start. You start without any problems, without any pain. All the pain comes after 30K. Sometimes, it's possible to have pain even in the finger.'              
Haile Gebrselassie


 (Maraton her zaman 30.km den sonra başlar. Burası problemlerin başladığı yerdir işte. Hiçbir sorunun, hiçbir ağrın yokken başlarsın. Bütün acı, bütün ağrı 30.km sonrası gelir. Bazen parmaklarının ağrıması bile mümkün olur.)

15 Kasım 2015 pazar günü, 2. maratonumu koşacaktım. Geçen yıl ilk defa katılıp binbir eziyet ve çabayla bitirdiğim yarış, bu yıl beni korkutuyordu. İnsan bilinmeyene daha kolay ilerleyebiliyor, fakat başına nelerin geleceğini bildiği bir yolculuk ürkütücü olmanın yanında kötü anılarınızı düşünmenize sebep oluyor. Maratona sayılı günler kaldığında ben bu hisler ve düşünceler içindeydim. Mesafe değişmese de bir noktadan sonra bilinmezlik devam ediyordu. Vücudumun bu kez nasıl tepki vereceğini düşünüyor, iyi olmasını umuyordum. Antreman açısından yine dağınık bir plan izlemiştim. Uzun koşularım zamanımın kısıtlılığının artmasından dolayı eksik kalmıştı. Uzun vadeli eforlarda ne durumda olacağım soru işaretiydi. Bisiklet koşu ve yüzmeyi birleştirerek geçirdiğim yaz dönemine güveniyordum biraz. Bazı iyimser ve gülünç hedeflerim vardı başlarda. Fakat start çizgisinde akıllıca davranıp hepsini bir kenara bıraktım. Maratonda hayallere yer yoktu, önemli olan ayakta kalmak ve bitirmekti. Bunu tüm kapasiteyi erken bitirmeden, tamı tamına zamanlayarak yapmak önemliydi.

Maraton Parkuru
Bu yıl geçen olan hatalardan ders alarak erkenden yollara düştüm. Starttan 1 saat önce köprünün diğer tarafındaydım. Zihinsel olarak hazırlanmakla meşguldüm. Her zaman olduğu gibi kalabalık bir start olacaktı. Beslenme planımı jellere dayandırmıştım. Su ihtiyacı istasyonlardan olacaktı, arada sırada muz elma ile destek alabilirdim. Her istasyonda durmamaya çalışacaktım. 2. yarı belki biraz daha fazla istasyon ziyareti olabilirdi :)
  Start verildiğinde kalabalık ile start çizgisini geçmek 3 dk ya maloldu. Hafif tempoyla başlamak bir yandan da iyi olmuştu. Düşük bir pace ile köprüyü geçtim. Köprüde esen hafif rüzgarın etkisi mi yoksa biraz heyecan mı bilemedim fakat ilk kez bir yarışta tuvalet ihtiyacım belirdi. Yarım saat önceden sıvı alımını kesip tuvaleti son kez ziyaret etmeme rağmen yakamı bırakmadı ve Beşiktaş a doğru inerken seyyar tuvaleti ziyaret etmek zorunda kaldım. Yine rahatlığımı bozmayıp yolculuğa devam ettim. Yolda 15k ve 45 k koşucuları ve muhtemelen ardımızdan startı verilen 10k koşucuları ile kalabalık biçimde gidiyorduk. Hatıra fotoğrafı çeken bölgeden geçerken kalabalık bir grupta kendimi seçemesem de, onlar nasıl seçip bu fotoğrafları önüme sundular bilmesem de manzara şöyleydi:
Hatıra Fotoğrafı noktası
Yarış ilerledikçe biraz olsun ısınmaya başlamış ve kendimce bir tempo tutturmuş olduğumu gördüm. Kabaca aynı hızda ilerliyordum. Tabii ki başlarda, çok başlarda olduğumdan henüz herşey yolundaydı. Bu yarışta artık oturttuğuma inandığım şekilde, topuk basmadan ilerliyordum. Hem daha akıcı hem de sakatlık riskini azaltan bir yöntemdi. Fakat yük farklı kas gruplarına biniyordu. Esas mesele bu kas grupları ne kadar dayanıklıydı? 

Beşiktaş sonrası Kabataş a ulaşım kısmı en sevdiğim, ağaçların gölgesi altında zevkle koştuğum kısımlardandı. Ardından  Galata köprüsü ve temiz deniz havası kokusu bir an ne yapığımı unutmama, sadece o ana odaklanmama olanak verdi. Köprü sonunda 10k finishi vardı. 15k ve 42k yola devam ediyordu. Eyüp e gidip geri döndüğümde, bir kaç km sonra 15k ların da ayrılacağı finishin yaklaştığını hissediyordum. Unkapanı yokuşuna dönerken 15k lar da ayrıldı. Artık sadece 42k lar ile birlikte ilerdiyordum. Uzun mesafe koşmanın farklılığı ve yalnızlığı ilerledikçe araların açılması ile belirginleşecekti. Yokuşu sakin tırmanmaya çalışırken farkettiğim şehrin sessizliği, yalnızca sabırla ilerleyen koşucuların ayak sesleri dikkatimi çekti. İlgisiz bir halkımız vardı bariz biçimde. Yurtdışından gelen turistler destek olmak için haykırıp bağırırken bizimkiler sadece anlamsızca izliyordu. Hem bu noktada hem de ilerleyen noktalarda bu durumdan utandım. Fakat yapılacak fazla da birşey yoktu. En iyi yol biraz daha benimsetebilmek için daha çok koşmaktı.

20-21.km ler ne durumda olduğumu görebilmem için önemli anlardı. Yarılamak ve sonrasını düşünmeye başlamak Yenikapı dönüşü sonrası başlıyordu. Bu noktada genellikle besin takviyesi de yapılıverirdi. Hızım çok değişmemişti. Jel de yedikten sonra biraz da müzik etkisi ile ilerlemeye devam ettim. Hızım aynı olmasına rağmen insanları yavaş yavaş geçip duruyordum. Evet iyi birşeydi, ancak sonrası bunu sürdürmek tutunabilmek beni endişelendiren şeylerdi. Mesafeleri saymaya başlamak süreye bakmak kötü düşünceleri hemen çekebileceğinden kafamı pek kaldırmamaya çalışıyordum. Sahil yolunda dönüşünü tamamlamış geri yönde koşan kişileri tek tük görmeye başladığımda irkildim. Hızım aynıydı, dönüşleri beklemek beni her zaman geriyordu. Biraz su desteğini arttırıp yola devam ettim. Hava geçen senenin aksine sıcak ve güneşliydi. Geçen yıl bu mesafelerde hafif yağmura maruz kalırken şimdi çılgın terliyordum.

Dönüş sonrası artık tek yön kalmıştı, fakat henüz 30.km ye ulaşamama birkaç km vardı. Vücudum başladığımdaki gibi değildi. 30.km ye geldiğimde ilk farkettiğim bunun bu kez biraz zaman aldığı idi. Hızımı kontrol ettiğimde hiç belli etmeden düşmüş olduğunu gördüm. Besin desteği alıp düzelmesini umarak derin bir soluk aldım. Hissettiğim şey maratondu. Yeni başlıyordu. Kendini git gide hissettirmeye başlamıştı. Önce hızım düştü, bir süre düzelmesi için efor harcadım. Sonra hesaplar yapmaya başladım. Ne kadar kalmıştı, nereden sonra rahatlayacaktım. İstasyonları pas geçmemeye başladım. Bölge olarak Samatya ya ne kadar kalmıştı, antremanlarımda bazen koştuğum yerlere daha çok varmıydı? Bu düşünceler içinde 35.kmlere geldim. Hızım iyice düşmüştü. İlerlemeye devam ediyordum fakat beynim durmam gerektiği konusunda beni ikna etmeye çalışıyordu. Durmanın çözüm olmadığını tecrübelerim göstermişti fakat o an herşey cazip gelmeye başlamıştı. Vücudumun garip kısımları ağrımaya başlamıştı bile. Bacak, sırt, parmak,.... 38.km civarı su istasyonunda durdum ve yürüyerek su içmeye başladım. Durmam ile birlikte ağrının miktarı arttı, bununla kalmayıp yeni bölgeler de eklendi. Ciddi efor sarfedip kendimi harekete geçirdim. Durup tekrar devam etmek tarif edilmez bir acı veriyordu. Az kalmıştı, karanlık düşüncelere dalmamaya çalışarak müzik ile devam etmeye çabaladım. Hızım düşmüştü. İnsanlar geçmeye başlamıştı fakat önemli olan devam etmekti. 40.km de artık finish kokusunu almıştım. Bundan sonrasının bir şekilde geçeceğini biliyordum. Son bir kez su içip duraksadım. Artık yavaşlamak bile acı veriyordu. Son bir gazla devam ettim. Bacaklarımın çeşitli noktalarına hafif kramp sancıları belirmeye başlamıştı. Kontrolü elden bırakmayıp dikkatli oldum. Bir kramp perişan edebilirdi beni. Daha düzgün basarak daha kararlı ilerledim. Gülhane Parkı na girdiğimde son eforlardı artık. Burda yine vatandaşlarımız tuhaf tuhaf bakarken turistler destek için elinden geleni yapıyorlardı.


Son metrelerde artık kramplar iyice yoklamaya başlamıştı. Halk son 500mt de iyi destek veriyordu. Bunun da etkisiyle kararlı ve güçlü bir şekilde bitirmek için odaklandım. Arkadaşımın çektiği fotoğraflar nasıl bir zihinle koştuğumu gösteriyor aslında :)

2. Maratonumu böylece 4 saat 5dk da bitirmiştim. Resmi sonuçlarda yarış saatine göre ise 4 saat 8dkydı. Geçen seneki süremi ilerletmeyi başarmıştım. Süre ilerletmenin öyle kolay olmadığını ciddi bir antreman ve disiplin gerektirdiğini görmüştüm. Gerçekçi hedefler koyma konusunda bana ders olan bu yarış yine de biraz olsun gelişme gösterdiğimi hissettirdi bana. Yarış sonrası tatlı maraton acıları vardı elbet, ama zihinsel olarak iyi durumdaydım. Keyifliydim. İlk seferinde biraz kendi kendime yapabileceğimi kanıtlama tutkusu bu kez işin keyfini çıkarma halini almıştı. Benim gibi binlerce milyonlarca kişiyi defalarca, insanların şaşkın bakışları altında bu kadar koşmaya çeken şey de bu duyguydu belki. Sadece kendin için koşmak, o duyguya erişebilmek için koşmak..

  
Organizasyon yine madalyaları torba içinde vermeyi uygun görmüştü biz 42k cılara. Zahmet edip bitirenlere taksalar daha ince bir hareket olurdu belki. Beklentiyi düşük tutan biri olarak beni çok etkilemedi. Kaotik finish çevresinden bir an önce kurtulmak için hemen bişeyler içip çantama ulaşmaya giderken tanıdık bir yüz beni şaşırtıverdi. Bu maratonda tamamen yalnız olacağımı hesaplamıştım. Yine her zamanki beklentilerimi minimumda tutarken değerli arkadaşım Furkan Kurt, minik bir süpriz yapıp finishimi görmeye gelmiş, son 500mt de ben ciddiyetle koştururken bana seslenip fotograflarımı çekmişti. Ben bitirmeye konsantre hiçbişey duymayıp hiç pas vermemiş olup biraz ayıp etsem de, desteği için ona tekrar teşekkürü borç bilirim. 



Bu küçük ancak benim için çok kıymetli destekle, hiç 42km koşmamış gibi poz vermeyi ihmal etmedim. Böylece yarış sonrası ekstra keyifli hale geldi benim için. Bekletme süresini azaltmak ilk hedefim oldu. Planladığımdan daha geç ulaşmıştım finish noktasına, bir süredir beni beklemişti anlaşılan....

Maraton gerçekten de 30.km den sonra kendisini hissettiriyordu. Bu nokta öncesi ne kadar iyi durumda olursanız olun yeterince hazır değilseniz, boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz. 30k sonrası güçlü kalabilmek için çok daha fazla çalışmaya ihtiyacım vardı. Minik hataları düşünerek tatlı maraton acılarımı da yanıma alıp uzaklaştım. Daha uzağa daha da fazla koşmak lazımdı.